Bu bölümde  Bilted Psikiyatri ve Psikoterapi Kliniği Klinik Psikolog Dr. Ahmet Türker tarafından hazırlanmış olan “Depresyonun Nedenleri,türleri ve tedavi yöntemleri

ile ilgili bilgileri paylaşıyoruz.

Depresyonun Nedenleri,türleri ve tedavi yöntemleri

Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Depresyonun ortaya çıkabilmesi için bir çok faktörün bir araya gelmesi gerekmektedir.
Daha önceki yıllarda depresyon temelde dört ana gruba ayrılarak incelenmekteydi.

Bunlar:
Reaktif Depresyon (Kişisel olarak yaşanan felaket ve acılara gösterilen reaksiyon): Tedavi genellikle psikoterapi ile başarılı bir şekilde yapılmaktaydı.

Nörotik Depresyon (Çocuklukta yaşanan psikolojik örselenmeler): Tedavi genellikle uzun yıllar süren psikanalitik terapilerle yapılmaktaydı.

Organik Hastalıkların Sonucunda Oluşan Depresyon: Beyin kanaması, enfeksiyon hastalıkları veya depresyon oluşturan ilaç kullanımı.

Endojen veya İçsel Depresyon: Depresyonu açıklayabilecek geçmiş bir yaşantı veya aktüel bir olay olmaması durumundaki gruplamaydı. Bu durumda depresyon nedeni biyolojik bir takım enzimler olarak düşünülmüştür. Tedavi amacıyla da; özellikle bu enzimlerin (serotonin, dopamin ve Norepinefrin) tekrar denge halini almasını sağlayan antidepresan ilaç kullanımı uygulanmaktaydı.

 

Bu gruplandırma modern depresyon tedavilerinde artık uygulanmamaktadır. Çünkü birçok depresif hastanın depresyon nedenleri bu grupların herhangi birine katılamamakta; daha çok yukarıda sayılan gruplardan kısmi parçalar alınarak, çok faktörlü nedenler ortaya çıkmaktadır (Organik Depresyon hariç). Bugün depresyonun tam olarak nasıl olduğu ve ağırlık derecesi tespit edilmeye çalışılmaktadır. Mümkün olduğu ölçüde depresyonu ortaya çıkaran nedenler tespit edilmeye çalışılmaktadır. Daha sonra uzmanlar; bilgi ve deneyimlerine ve hastanın koşullarına göre, tedavide başarılı olabilecek en uygun metoda karar vermektedir.

 

Tekrarlayan Depresyon
Tam olarak tedavi edilmemiş depresif hastalarda depresyon tablosu bir müddet sonra tekrar ortaya çıkabilmektedir. İki depresif safha arasında on yıllar olabileceği gibi, nadir durumlarda birkaç hafta da bulunabilmektedir. Ortalama olarak, tekrarlayan depresyon tablosu olan hastalarda depresif safhalar arasında beş yıl bulunduğu ortaya konulmuştur.

İstatistiki olarak ağır depresyon geçirmiş kişilerin %50 – 60’ının ikinci bir depresyon geçirme olasılığı vardır. İki kez ağır depresyon geçirenlerin üçüncü kez %70, üç kez geçirenlerin ise dördüncü kez geçirme olasılığı %90 olarak bulunmuştur.

Çocukluğun kritik dönemlerinde meydana gelmiş yaralayıcı bir kayıp yaşantısı (örneğin; annenin ölümü, ağır hastalıklar, hayat statüsündeki ani değişimler, vb) çocukta ilk depresyonu oluşturur. Zamanla depresif tablo düzelmesine rağmen, sinir sisteminde arkasında bir iz bırakır. Yetişkinlik döneminde tekrar yaşanan bir kayıp yaşantısı (eşin ölümü veya yakınlarının ağır hastalığı gibi) daha önceden iyileşen depresyonun yeniden ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Firmada bir yükselme ve ilerleme kaydedişi hastada kendini aşma duygusunu uyandırarak, rahatsızlığa ve başaramama duygularına neden olabilir ki, sonucunda tekrar depresyon yaşanabilir. Bir başka depresif atak, bir taşınma sonrası ortaya çıkabilir. Daha sonraki depresif tabloların oluşmasında artık bir nedene ihtiyaç duyulmamaktadır.

Depresyon daha sık oluşmaya başladıkça, depresyona neden olabilecek faktörler ve olaylar daha az görünür olmaktadır. Sinir sistemi araştırmalarından ortaya çıkan sonuçlara göre; daha fazla sayıda depresif tablo yaşanması, bu tabloların ortaya çıkışında sinir sisteminin her defasında daha az uyarıcıya gereksinim duymasını gerektirmektedir. Yani sinir sistemi depresif uyarıcılara karşı tolerasyon geliştirerek, daha hassas hale gelmekte ve tepkiyi daha kolay bir şekilde vermektedir. Aşırı bazı durumlarda ise, neredeyse depresyona neden olabilecek herhangi bir neden görülememektedir.

Eğer bu görüşü doğru ve gerçekçi kabul edecek olursak, bu durumda depresyona karşı aşırı duyarlılığı önlemek için ortaya çıkan depresyonla mücadele ederek ortadan tamamen kaldırmak daha büyük bir önem kazanmaktadır.

Depresyonun Sıklığı

Depresyon, endüstrileşmiş ülkelerde en sık görülen hastalıkların arasındadır. Örneğin Almanya’da her 100 kişiden 13’ü hayatında en az bir defa tedavi edilmesi zorunlu ağır bir depresyon yaşamaktadır. Kadınlar depresyonu erkeklere göre en az 2 kat daha fazla yaşamaktadır. Farklı araştırma sonuçlarına göre depresyonun yaşam boyu oluşma olasılığı kadınlarda % 10 ila %25, erkeklerde ise %5 ila  %10 arasında değişmektedir.

 

Depresyon Türleri ve Tedavi Yaklaşımları

Depresyonun iki önemli tedavi şekli vardır. Bunlar; İlaç tedavisi ve Psikoterapi’dir. Her iki tedavi şeklinde de son yıllarda büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Hastanın depresyon hikayesine, şekline ve ağırlık derecesine göre günümüzde bu iki tedavi şeklinin kombinasyonu en ideal yol olarak uygulanmaktadır.

 

Basit ve orta düzey depresyondan anlaşılması gereken; kişinin günlük görev ve sorumluluklarını (ev ve iş) az çok çaba ve gerginlik içinde, olması gerekene yakın bir düzeyde yerine getirebileceği duygu halidir. Bu tip durumlarda özellikle bitkisel antidepresanlar (Batı Avrupa’da) ve sıklıkla psikoterapiler daha sıklıkla kullanılabilir.

 

Genelde bitkisel antidepresanlardan, biyokimyasal olanlarına göre elde edilen etki daha az güçlüdür. Ancak hafiften orta dereceye kadar olan depresif durumlarda bu tür yan etkisi olmayan doğal kaynaklardan da yararlanılabileceği, yine uzman kontrolünde tedavinin sürdürülmesi gerektiği bilinmelidir. Depresif tabloda meydana gelebilecek değişikliklere veya kullanılan bitkisel tedavinin etkinliğine göre uzman gözetiminde gerektiğinde diğer tür ilaçlara geçilebilecektir.

 

Ağır depresyon durumlarında, etkinliği ispatlanmış olan türdeki ilaçların kullanılması zorunludur. Depresyonun türüne göre; hafiften orta dereceye kadar olanlarında ilaç tedavisi veya psikoterapi seçeneklerinden sadece biri de kullanılabilir. Orta Düzeyden ağır düzeye kadar olan depresyon durumlarında, kişi günlük görev ve sorumluluklarını yerine getirebilecek durumda değildir. Bu tip durumlarda ilaç tedavisinin başlanması, beraberinde de psikoterapi desteği verilmesi en uygun olan tedavi yaklaşımıdır.

 

İlaç tedavisi, antidepresan denilen ilaçların alınması olarak anlaşılır. İlaçların tam olarak etkinlik gösterebilmesi için belirli bir süre geçmesi gerekmektedir. Bu tür ilaçlarda etkinliğin değerlendirilebilmesi için en az 2 haftalık bir süre ilacın düzenli olarak kullanılması gerekmektedir. Birkaç günlük ilaç kullanımından sonra; iyi gelmediğini düşünerek hayal kırıklığına uğramamak gerekir. Çünkü ilaçlar biyokimyasal düzenekte etkinlik sağlamamış, duygulanımda düzelme meydana gelmemiştir.

 

Antidepresan ilaçlar kendi aralarında; etkinlik mekanizmaları ve etkin maddelerinin farklı olması nedeniyle ayrıma tabi tutulurlar. Örnek olarak; sinirlerin kontak noktalarında görev yapan farlı iletim maddelerinin (serotonin, dopamin, norepinefrin) birine veya birkaçına etki edebilmesi, etkinlik dereceleri ve miktarı, etkinlik yönü, ortaya çıkardığı yan etkileri verilebilir. İlaçların bu farklı etkinlik düzeneği, her hastada aynı şekilde ortaya çıkmaz. Aynı ilaç bazı hastalarda iyileşme sağlayabilirken, diğerlerinde aynı olumlu etki görülemeyebilir. Dolayısıyla farklı hastalar için farklı antidepresan ilaçların kullanılması gerekebilir. Günümüz koşullarında elimizde, farklı hasta grupları için kesinliği garantilenmiş farklı ilaç grupları bulunmamaktadır. Bu nedenle etkinlik sağlayamayan ilaçlar birkaç haftalık deneme sonrası değiştirilerek, aynı hastada ikinci farklı bir ilaç kullanılabilir. Bu tür uygulama antidepresan ilaç grubu için normaldir ve günlük uygulamalar da bu şekilde yürütülmektedir.

 

Antidepresan kullanımı, hastalarda istenmeyen rahatsız edici bedensel yan etkiler ortaya çıkarmasına rağmen, bu yan etkiler genellikle tehlikesizdir. En sık görülen yan etkiler arasında; ağız kuruluğu, fenalık hissi, titreme ve ürperme, sersemlik, yorgunluk hissi ve uyku bozuklukları vardır. Bu yan etkiler hastalarda katlanılamayacak düzeye gelir ve ilaç tedavisini bırakma eğilimi oluşturursa, muhakkak uzmanı ile tekrar görüşmesi ve şikayetlerini bildirmesi gerekir. Kişilerin ilaçları gösterdiği duyarlılık düzeyleri farklı olduğundan, ilaç değişimi veya dozunun azaltılması, yan etkilerin azalmasını sağlayabilir. Ayrıca bütün antidepresanlarda az veya çok yaşanan bu yan etkilere karşı, ilaç grubuna bağlı olarak genellikle 3 ila 10 gün arasında tolerans gelişerek, yan etkiler büyük oranda azalacak ve hastalar daha az rahatsızlık duyacaktır.

 

Bazı hastalar antidepresanların bağımlılık yapacağından çekinirler. Bu yanlış anlayış; antidepresan denilen ilaç grubunun psikolojik ilaç grubu içinde bulunması ve psikolojik fonksiyonlar üzerinde etkinliğinin olmasından kaynaklanmaktadır. Psikolojik ilaç grubu içinde yer alan Trankilizan ve Benzodiyazepin türü ilaçların (Xanax, Valium, Diazem, vb.) uzun süreli kullanımı (6 haftadan daha fazla) sonucunda kişilerde bu ilaçlara karşı bağımlılık oluşma tehlikesi mevcuttur.

 

Psikoterapi ile tedavi yaklaşımı, bu konuda eğitim almış ve deneyimli uzmanlar tarafından yürütülmelidir. Psikoterapi, hastanın tedaviye aktif olarak katılımını gerektirmektedir. Ağır depresyon durumlarda bu mümkün olamayabilir. Bu durumlarda öncelikle ilaç tedavisi ile ilerleme sağlanarak, hastanın aktif katılım yapabileceği düzey sağlandıktan sonra psikoterapi ile tedavisinin sürdürülmesi uygundur.

Birbirinden oldukça farklı psikoterapötik yaklaşımlar mevcuttur. Hangi metodun hangi hastaya uygun olacağına karar vermek oldukça zordur. Ancak her psikoterapi metodunun kendine mahsus özelliklerinin yanında, hasta ve terapistin birbirlerine uyumu ve iletişimi de büyük rol oynamaktadır.

Psikanalitik terapi metodu; çocuklukta yaşanmış kayıp yaşantıları ile, duygusal engellenmeler ve yaralayıcı deneyimlerin tekrar yaşanmasını ve bilinçli hale gelmesini sağlayarak, hastanın bakışını ve ele alışını değiştirmeyi hedef alır.

Davranışçı yaklaşım ise; mümkün olabilecek ve görünen stres faktörlerini ortadan kaldırarak yada azaltarak, depresif davranış biçimini hastaya gösterip, bunun değiştirilmesini amaçlamaktadır. Davranışçı terapi yoluyla geliştirilen kognitif (bilişsel) terapi, özellikle depresyon için özel bir tedavi yaklaşımı geliştirerek, düşünce kalıpları ve şekli üzerinde çalışmaktadır.

Kişiler arası terapi yaklaşımı ise; depresyonun nedenleri veya depresyonu ortaya çıkaran faktörler üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu nedenler; kişiler arası çatışmalar (eşler arası, sosyal ilişkilerde, iş ortamında, vb.), rol çatışmaları (çalışan annenin çocuklarına karşı geliştirdiği suçluluk duygusu), yas, insanlar arasındaki farklılıklar (kendini ifade edebilme eksikliği, iletişim bozuklukları, vb.) ve rol değişimleri (emekliliğe geçiş, menapoz, vb.) olarak sayılabilir.

Kaynak: Bilted Psikiyatri&Psikoterapi kliniği

  • İzmir 2. Cad. No:34 (Turtes Pasajı) Kat:5 Kızılay 06440 Çankaya / Ankara
  • 0 312 417 00 79

 

Eskicim.org: Ücretsiz, komisyon hızlı kolay ilan sitesi:

Ad Listings

dEpresyon, duygu, stres, sıkıntı, ağrı, bunalım, erkek, kadın, depresif, uyku, iştahsızlık, kilo kaybı, duygulanım, suçlama, yalnızlık, huzursuzluk, tedavi, terapi

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.